‘BAÇEP’ SAKLIKENT TOPLANTISI, SONUÇ BİLDİRGESİ (HAZİRAN 2010)
Ülkemiz, yanlış tercihler ve plansızlık nedeniyle, enerji açısından dışa bağımlı hale getirilmiştir. Bu yetmezmiş gibi enerji iletim hatlarındaki kayıp ve kaçak oranının % 25 düzeyinde olduğu da gözden kaçırılmaktadır. Özellikle elektrik enerjisi konusunda dışa bağımlılığın azaltılması için, eski klasik yöntemlerle, doğayı kirletici yönü ve toplumsal maliyeti hesaplanmadan elde edilen enerjiler ve yenilenebilir kaynak olarak gösterilen, fakat doğaya verdiği yıkım ve verdiği zararlar gözardı edilen HES yerine, ( güneş, rüzgar,v.b.) kaynaklara yönelinmesi, doğayla uyumlu yöntemlerle enerji elde etme ve kayıp ve kaçağın ortadan kaldırılması hedeflenmelidir.
2005 yılında her ne kadar 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Yasası çıkartılmış ve bu yasayla üretilen elektrik enerjisinin devlet tarafından satın alınacağı garantisi getirilmiş, bu enerjiyi üreten firmalar için destekleme mekanizmaları geliştirilmiş ise de bunun yanı sıra, yayımlanan bir yönetmelik ile elektrik üretecek kişi ve kuruluşlara “ SU KULLANIM HAKKI ” verilmeye başlanmış ve ülkemizdeki tüm bakir akarsular üzerinde bu konuyla ilişkisi bulunmayan firmalara bile elektrik üretimi için lisans verilmiş ve su fakiri ülkemizde bütün su havzaları üstü kapalı özelleştirilmeye ve ticarileştirilmeye başlanmıştır.
Bu arada, dünyanın ikinci büyük kanyonu olan ve yılda ortalama 600.000.kişinin ziyaret ettiği Fethiye Saklıkent Kanyonu da bu talandan nasibini almıştır. Şu anda Eşen çayı ve onun kolu olan Karaçay üzerinde iki adet HES projesi yaşama geçmek üzeredir. Yapılan bu HES’ler nedeniyle bölgemizde geri dönüşümü olanaksız çevre felaketlerine davetiye çıkarılmaktadır. Çünkü ;
Eşen çayı havzası, alüvyon ovası olup Türkiye’de üstü örtülü tarımsal üretimin % 17’sini sağlamaktadır. HES’lerin devreye girmesiyle birlikte bu tarımsal potansiyel yok olacaktır.
HES’lerin devreye girmesiyle, yöredeki orman alanları, flora, fauna, yaban hayatı, kısacası tüm biyolojik çeşitlilik büyük oranda zarar görecektir.
Yöredeki bir çok yerleşim alanı sular altında kalacaktır.
Eşen çayının denize akışı ve alüvyon taşıması engellendiği için, Eşen ovası ve yer altı su kaynakları, denizin karaya girmesiyle birlikte hızla tuzlanacaktır.
Likya Birliği’nin Başkenti olan Ksantos ve dünya mirası listesinde yer alan Letoon antik kentleri bu çevre yıkımından çok fazla zarar görecektir.
Ayrıca dünyada en çok tanınan Patara antik kenti ve kumsalları da yıkıma uğrayacaktır.
En önemlisi de, yöre, birinci derecede deprem kuşağında bulunduğu için, herhangi bir deprem sırasında HES’lerin yıkılmasıyla onarılması güç can ve mal kaybına neden olan sel baskınları oluşacaktır.
Sonuç olarak, Özel Çevre Koruma Alanları, Doğal Sit Alanları ve Saklıkent Milli Parkı’nın yan yana bulunduğu bu bölgede, 17,5 MW gibi çok az elektrik enerjisi üretecek bir projenin yaşama geçirmeye çalışılması, tam anlamıyla bir cinayettir.
Bu proje, yüklenici firma tarafından iddia edildiği gibi bölgemize katkı değil, o havzada bulunan potansiyel değerlerimize zarar verecektir ve halkımızın kullanımına ait olan suların ticarileşmesi sonucunu doğuracaktır.
Ülkemizin her yanında planlanan binlerce HES projesinden, bildiğimiz kadarıyla, Muğla ilinde 17, Antalya’da 59, Isparta ve Burdur’da 56 HES yapılmak istenmektedir. Dolayısıyla Saklıkent gibi bir çok yöremizde plansız ve kuralsız biçimde HES projeleri kılıfıyla özgürce akan sularımız özelleştirilmeye ve ticarileştirilmeye, çok az elektrik üretilen projelerle doğaya ve insanımıza çok fazla zarar verilmeye çalışılmaktadır.
Bu nedenle, Baçep ( Batı Akdeniz Platformu ) katılımcısı olan bizler ;
Havza planlaması yapılmadan, tüm akarsuların ekolojik, kültürel, tarihsel, yerel, özellikleri gözetilmeden, bir akarsu üzerine düşünülen projelerin sayı ve güç toplamı birlikte değerlendirilmeden, yöre halkının kullanımı ve yaşam kalitesi, toplumsal maliyeti ve doğaya vereceği zarar dikkate alınmadan, akarsuların doğal akışı engellenerek, ayrı bir ya da birden fazla kanala akıtılarak, doğal yapıyı bozarak yapılan ya da yapılmaya çalışılan tüm HES projelerine karşı olduğumuzu açıklıyoruz. Akarsular doğal yataklarında akmaya devam etmelidir. HES projeleriyle ülkemizdeki suların özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesine karşı çıkıyoruz. Su yüzyılımızda petrolden daha değerli hale gelmek üzeredir. Halkımızı, özgürce paylaştığımız suların HES kılıfı altında ticari meta haline getirilmesine, ülkemizde yapılan ve yapılmaya çalışılan HES projeleriyle Saklıkent gibi doğal cennetlerin ve ülkemizdeki antik kentlerle birlikte, insanımızın ekmek kapısı Eşen Ovası gibi yörelerimizin doğal dengesinin ve sosyal yapısının değiştirilmesine karşı hep birlikte karşı çıkmaya davet ediyoruz.
Dünyada terk edilmesine rağmen, ülkemize getirilmeye çalışılan çöp teknoloji ürünü fosil ve nükleer yakıtlara dayalı termik ve nükleer santrallere karşı çıktığımızı da söylemeye devam ediyoruz.
31 Temmuz- 8 Ağustos arasında Mersin Akkuyu’da gerçekleştirilecek Nükleer karşıtı kamp ve eylemli şenliklere katılmayı öneriyoruz.
Bir sonraki toplantımızın, 1-2-3 Ekim 2010 tarihlerinde Marmaris Orhaniye’de yapılacağını da duyuruyoruz. BATI AKDENİZ ÇEVRE PLATFORMU(BAÇEP )
Yaşar Çelebi, çadHaber2010, Didim – www.cocuklaraglamasin.com
